sadece … değil, aynı zamanda
Verbindet zwei positive Informationen, wobei die zweite Information die erste ergänzt oder verstärkt.
İki olumlu bilgiyi birbirine bağlar; burada ikinci bilgi, ilk bilgiyi tamamlar veya güçlendirir.
-
Er spricht nicht nur Deutsch, sondern er spricht auch Englisch.— Sadece Almanca konuşmuyor; aynı zamanda İngilizce de konuşuyor.
-
Das Hotel war nicht nur teuer, sondern es war auch schmutzig.— Otel sadece pahalı değil, aynı zamanda kirliydi.