ışıkla dolu, parlak
Mit Licht durchflutet oder von Licht erfüllt.
Işıkla dolu veya ışıkla kaplı.
☞ Edebiyatta bir atmosferi tanımlamak için sıkça kullanılır.
-
Der lichterfüllte Saal wirkte plötzlich sehr einladend.— Işıklarla dolu salon birdenbire çok davetkar göründü.
-
Die Landschaft war in ein lichterfülltes Gold getaucht.— Manzara, ışıkla dolu bir altın rengine bürünmüştü.
-
Der Raum ist hell und lichterfüllt.— Oda aydınlık ve ışıkla dolu.