felaket, musibet, bela
Ein schweres Unglück, eine Katastrophe oder eine schwere Prüfung, die eine Person oder eine Gruppe trifft.
Bir kişiyi veya bir grubu etkileyen ağır bir felaket, bir yıkım ya da zorlu bir sınav.
☞ Genellikle dini veya kaderle ilgili bir bağlamda kullanılır.
-
Die große Heimsuchung traf das kleine Dorf unvorhersehbar.— Büyük felaket, küçük köye beklenmedik bir şekilde isabet etti.
-
Er sah in der Krankheit eine göttliche Heimsuchung.— O, hastalığı ilahi bir ceza olarak gördü.