i̇nanan, sadık
An die Existenz von etwas oder an eine religiöse Wahrheit überzeugt sein.
Bir şeyin varlığına veya bir dini gerçeğe inanmak.
-
Er ist ein glaubender Mensch.— O, inançlı bir insandır.
-
Die glaubende Gemeinde versammelte sich.— İmanlı cemaat toplanmıştı.
-
Sie blieb zeitlebens glaubend.— Hayatı boyunca inançlı kaldı.
-
Er ist ein an Gott glaubender Mensch.— O, Tanrı'ya inanan bir insandır.