zamanın nabzını tutmak
Ein Gespür für die aktuellen Trends, Entwicklungen oder die allgemeine Stimmung in der Gesellschaft haben.
Mevcut trendleri, gelişmeleri veya toplumdaki genel havayı hissedebilmek.
-
Ein guter Manager muss immer den Finger am Puls der Zeit haben.— İyi bir yönetici her zaman çağın akışını yakından takip etmelidir.
-
Die Firma verliert den Kontakt, weil sie nicht mehr den Finger am Puls der Zeit hat.— Şirket, artık çağın akışını takip edemediği için iletişimi kaybediyor.