öldürmek
Jemanden oder etwas durch eine Einwirkung (z. B. Schall, Schock) töten.
Birini veya bir şeyi bir etki yoluyla (örneğin ses, şok) öldürmek.
-
Die lauten Schüsse konnten die Stille nicht ertöten.— Yüksek sesli silah atışları bile sessizliği bozamadı.
-
Er hat die Schmerzen mit Medikamenten ertötet.— Ağrıları ilaçlarla dindirdi.